Siz ne iyisiniz, ben sizi bir şeylere benzetiyorum
Bilmem! bir testi, bir bakır sahan kolay mı sizinle?
Çok rahat bir gökyüzü mü var sizinle?
Güneş bir pazartesi olarak mı duruyor burnunuzda?
Yoksa bükülmüş bir nehir gibi mi küpelerinizde?
Siz küçük adıyla mı çağırırsınız sessizliği?
Öyle mi? ya kim uyandırır sizde
Bu sevişme dalgalarını, aşk seslerini
Bak’ları, duy’ları, okşa’ları, evet’leri
Hele bu elleri, ayakları bu
Gözleri, gözleri…
Gidip bir bardak su içiyorum. Ağzım benim!
Su böyle neye benziyor? Çok çocuklu bir bahçeye değil mi?
Bakmayla içersek gözlerimiz de bir şeye benziyor
Senin gözlerin, bizim gözlere, onun gözleri
Her zaman söylüyorum kuyumcular için imzalı yazı
gerekmez
Ama hiç gerekmez, öyle mi değil mi?
Armut ağacı! iyi sabahlar! sana bakınca yüzüm değişti!
Bütün gün çalışıyorum en kötü iş yerlerinde
Yorulup bunalınca hep o sana bakmayı deniyorum
Birden çarşıyı gösteriyor dallarının inceliği
Hem niye saklamalı, çarşıyı gösteriyor işte
Bak! şakur şukur şapka satın alan birisi
Yusyuvarlak bir kişilik ediniyor
Pis adam –ne kötü dünya– öyle mi değil mi?
Siz yok mu, sizin her yeriniz şaşırıp kalmaya istekli
Bir bakın, uyanıp kalkınca çocuk olmalarım var benim
Şu da var: bir sokak en açılmış pencerelere dalıyor
Dalıyor da söz mü? yatağa uzatıyor otomobillerini
Aşk duyan bir kadını
Onun kişiliği olan memelerini.
Gözlerim! hey sokak! geri getiriyor gözlerimi
Kimi zaman da bir cam kırılıyor şangur şungur;
Diyorum böylesi gürültüler şiir için gerekli
Öyle mi değil mi?
Bizim o duvarlık tabaklar durmadan uzağa götürüyor evimizi
Daha aldığım gün bildim maydanoz olacak üstündekiler
Maydanoz olacak, maydanoz olacak, maydanoz olacak
İyi ama, niye sevmeli her önüne geleni?
Herkesin, herkese, herkesi
Daha dün yepyeni bir son koydumdu şiire
Aldı, yepyeni bir kalabalığı getirdi
Ama iyi yaptım, öyle mi değil mi?
