Son Üçü Beş – Turgut Uyar

“Son çamaşırları ipten aldılar,
çorapları ve patikleri ipten aldılar.
Nasıl olsun? Onlara göre değil.
Bu böyle bir karanlık –iyi. Her şey ölü!..
Gibi.
Çizmelerin ve pudraların düşkün göründüğü
ve ay-altında alım satımın.
Üstelik,
Çocukların bile diabetis mellitüs’ten
öldüğü.
Ey yaşlı kararsızlık, anla tenhalığını,
korkunç sessizlik,
ve işte son akşam saati
yıldızlara geç kalmış olmanın.”

Hepsi geldi – yerlerini aldılar – memesini tutan bir kadın –
çocuksuzluğunu ve memesizliğini tutan bir kadın
çocuklarını andı ansızın – başkaları katlanır metrelerini cepleri-
ne koydular – ölçtüler biçtiler – öyle koydular – gök onlardan-
dı – Toplantı üçe kadar sürdü – yani üçe kadar toplandılar –
belki de üçü geçiyordu – ama onlar üçe kadar sandılar –
Karşılıklı olmak yoktu – karşılıklı değildiler – tek –
ya olmak ya olmamak – yoktular – yok gibi vardılar –
Artık su geçmişti – (bir anı sanılan su) yapılar
bitmişti – Ah, çirkin sonuç
olağan ve çirkin akustik yetersizlik – ve son akşam saati –
hurmaları, uzun ovaları – uzun ovaları – her şeyin
bugüne olduğu –
kır resimlerini – yalnız Pan – andılar – ve –
ölülerini – sonra Akdeniz – bütün bir şey – sonra bir deniz –
sonra –
ve – gömecek olduklarını andılar –

(Kıyılardan gelen gelin, ne güzelsin!..
Ne güzel bir alayın var ardında. Ne güzelsin!..
Gelişin, o sonsuz biçim!.. Seni övmeli!.. Yaşadığımızsın,
gizlice…
Göklere, dumanlara, sertliklere karşı, seni övmeli!..
Mutlu gemilerin son akşamı, son dirlik!..
Son belli belirsiz umutsuzluğu yaralı kalplerimizin…)
Son bayrak – Hurmaları – ölülerini ve gömecek olduklarını
andılar –
Oturum üçte bitti – yani tam üç’e kadar toplandılar –
Ah, yaralı kalpler –
– belki de üç’ü beş geçiyordu – ama –
onlar üç’e kadar sandılar –

“Birden. Çamaşırları ütülemediler, buruşuk.
Artık nehirler mi kapandı… Ne yazık!..
Sahi,
bir resimden. Artık. Mutluluğun ayıp göründüğü
birden geçip yiten son eski zaman.
Son akşam saati. Son buğu. Her şey
ölü. Öfkenin sonsuz bir anlam gibi
göründüğü. Çocukların bile öldüğü…
Son.”

Oturum nehirlerden konuşularak bitti – üçte – evet – belki –
üçü beş geçe – belki üçü beş geçe –
radyolar yazmadı – gazeteler söylemedi –
evlerde – üçte – kalktılar –
zaten ayaktaydılar – oturum sözgelimi –
söz istemediler – evliliklerini yaşadılar sadece.
(Ah, kolkola gece saatleri, daha ileri saatler,
saatleri o vakte kurmalar. Her şey ne kolayken
pazar gömlekleri kolalıyken,
arada bir, birbirine anlamlı dirsek vurmalar
öldüğümüzü, çocuksuzluğumuzu bir hatırlamasalar…

Nehirler,
kapanınca saat kaç?.. Üçü beş!..
Bu son muydu?.. Üç’ü beş?.. Ne yazık üç’ü beşe…
Bir daha yok mu üç’ü beş?..
Demek, bu, son üç’ü beş!..
– Senin salatanı seviyorum sevgilim,
geceni de,
Demek bu son üç’ü beş?.. Geç kalmayalım, çabuk
olalım!..)
Ne yaptılar?.. Ah sonsuz sonuçsuzluk – yaşlı kararsızlık –
ne yaptılar – ne yapardılar –
Oturum üçte bitti – Belki üç’ü beş geçe – Ne –
oturdular –
söz istemediler – yakındılar – inandılar –

“Sakin akşam kimi olsa götürürdü
bir yüzün,
bir diri hüznün ağır ağır öldürüldüğü
kimin öldürüldüğü.
Son akşam saati. Bitmez sevecenlik.
Yıkanmış çamaşırları giydirdiler
giydiler.
kadehler ve çatal – bıçaklar, kunduralar ve
bir şeyin sadece kendi anlamında görüldüğü…”

Gece geldi – gelmişti – sevindiler – oturum bitti – bitmişti –
söz istemediler – söylemişlerdi çünkü,
Kim?..
(Sen ne iyisin, dediler.
o kadar dediler.)