Kazuo Ishiguro’nun My Twentieth Century Evening and Other Small Breakthroughs kitabı, yazarın 2017 Nobel Edebiyat Ödülü kapsamında sunduğu kişisel ve düşünsel konferans metnidir. 7 Aralık 2017’de İsveç Akademisi’nde okunan ve aynı ay bağımsız kitap olarak yayımlanan eser; Nagasaki’den İngiltere’ye uzanan çocukluk belleğini, yazarlığındaki küçük estetik keşifleri ve edebiyatın bölünmüş dünyaları birbirine bağlama sorumluluğunu anlatır.
Eser hakkında kısa bilgi
| Yazar | Kazuo Ishiguro |
|---|---|
| Tam başlık | My Twentieth Century Evening and Other Small Breakthroughs |
| Tür | Nobel dersi, otobiyografik deneme, edebiyat konuşması |
| Sunum tarihi | 7 Aralık 2017 |
| Kitap yayını | 12 Aralık 2017 |
| Uzunluk | 64 sayfa |
| Temalar | Bellek, göç, kimlik, yazarlık, anlatıcı, tarih ve edebiyatın geleceği |
Kitabın temel yapısı
Ishiguro geleneksel bir ödül teşekkür konuşması yapmak yerine yazarlığının dönüm noktalarını küçük sahneler aracılığıyla anlatır. 1979’da yaratıcı yazarlık öğrencisi olduğu günlerden çocukluğunda zihninde kurduğu Japonya’ya, romanlarının biçimsel sorunlarından çağdaş dünyanın siyasal parçalanmasına geçer. Konuşmanın birliği kronolojiden çok “küçük keşif” fikrinden doğar.
Bu keşifler büyük kuramlar değildir. Bir cümle tonunun değişmesi, bir filmin beklenmedik etkisi, okurun romana nasıl bağlandığını fark etme veya daha önce başarısız görünen bir yöntemi yeniden düşünme gibi anlardan oluşur. Ishiguro yazarlığı tek seferde edinilen ustalık değil, sürekli düzeltme ve dikkat süreci olarak sunar.
1979’da genç bir yazar
Konuşmanın başlangıcında Ishiguro kendisini 1979 sonbaharında, uzun saçlı, gitar ve taşınabilir daktiloyla Norfolk’taki yaratıcı yazarlık programına gelen yirmi dört yaşında biri olarak resmeder. Japon yüz hatlarıyla Güney İngiltere aksanı, dışarıdan kolayca sınıflandırılamayan bir kimlik oluşturur.
Bu portre sonraki yazarlığının temel gerilimini taşır. Ishiguro Japonya hakkında doğrudan kültürel uzmanlık iddia etmez; beş yaşından beri ülkeye dönmemiştir. Yine de belleğinde kurduğu Japonya, kişisel güven ve aidiyet kaynağıdır. Yazarlık, eksik bilgiyle güçlü duygusal bağ arasındaki alanda başlar.
Zihinde kurulan Nagasaki
Ishiguro çocukluğunda ailesinin İngiltere’deki yaşamını geçici sanır. Yakında Japonya’ya dönecekleri beklentisi, kaybedilen ülkeyi zihninde ayrıntılı biçimde korumasına yol açar. Fotoğraflar, aile anlatıları ve erken çocukluk anıları gerçek Nagasaki’den giderek ayrılan özel bir memleket yaratır.
İlk öykülerini çağdaş İngiltere’de kurmaya çalışırken sesini bulamayan yazar, bir akşam beklenmedik biçimde savaş sonrasının Nagasaki’si hakkında yazmaya başlar. Bu değişim etnik kökleri pazarlama kararı değildir. Unutulma tehlikesindeki hayalî ülkeyi edebiyat içinde saklama ihtiyacıdır.
Bellek neden güvenilmez anlatıcı üretir?
Ishiguro’nun romanlarında anlatıcılar geçmişi kusursuz kaydetmez. Hatıraları seçer, yeniden düzenler ve kendi ahlaki yaralarını bazen fark etmeden örterler. Nobel dersindeki kişisel Nagasaki anlatısı bu tekniğin otobiyografik kaynağını açıklar: Bellek gerçekle bağını korurken aynı zamanda ihtiyaçlarımıza göre yeni bir dünya kurar.
Bu nedenle güvenilmez anlatıcı basit bir sürpriz mekanizması değildir. İnsanların kendileriyle yaşayabilmek için nasıl hikâyeler kurduğunu gösterir. Okur anlatıcının yanılgısını yukarıdan yargılamak yerine kendi hayatındaki seçici hatırlama ve öz aldatma süreçleriyle karşılaşır.
Yüzeyin altında kalan duygu
Ishiguro yazarlığındaki önemli keşiflerden biri duygunun açıkça ilan edilmek zorunda olmadığıdır. Karakterler kayıp, pişmanlık ve sevgiyi dolaylı davranışlarla, eksik cümlelerle ya da başka konular üzerinde konuşarak açığa çıkarabilir. Söylenmeyen, metnin asıl duygusal basıncını yaratır.
Günden Kalanların Stevens’ı bunun belirgin örneğidir. Mesleki vakar dili, hem gururun hem kaçırılmış hayatın perdesidir. Nobel dersi, bu biçimsel tercihi tek bir romanın tekniğinden çıkarıp Ishiguro’nun genel sanat anlayışına bağlar: Okur gerçeği hazır açıklamadan değil, anlatıcının kaçındığı boşluklardan kurar.
Toplumsal yüzey ve özel yara
Ishiguro bireysel hikâyeyle büyük tarih arasında doğrudan açıklama kurmak yerine kişisel yarayı toplumsal yüzeyin altına yerleştirir. Savaş, sınıf, imparatorluk ve bilimsel iktidar karakterlerin gündelik seçimlerine sızar. Tarih arka plan dekoru değil, benliğin nasıl anlatıldığını belirleyen görünmez basınçtır.
Bu yöntem romanların didaktik bildirgeye dönüşmesini önler. Okur önce somut bir insanın kaybına yaklaşır; ardından bu kaybın daha geniş bir düzenle ilişkisini fark eder. Ishiguro küçük dünyanın duygu doğruluğunu koruyarak büyük dünyanın ahlaki sorularına ulaşır.
Howard Hawks ve “Twentieth Century” akşamı
Başlıktaki “yirminci yüzyıl akşamı”, Ishiguro’nun eşiyle Howard Hawks’ın 1934 tarihli Twentieth Century filmini izlediği bir geceden gelir. Filmdeki abartılı oyunculuk ve komedi ritmi, yazara karakter davranışının gerçekçi görünmek zorunda olmadan da duygusal hakikat taşıyabileceğini düşündürür.
Bu küçük keşif, yıllarca kullandığı sakin ve kontrollü üslubun sınırlarını görmesine yardım eder. Sanatsal gelişme yalnız başarısızlığı düzeltmek değildir; ustalaşılan tekniğin güvenli alanından çıkmayı da gerektirir. Yeni tür ve ton arayışları böyle bir huzursuzluktan doğar.
Türler arasında hareket
Ishiguro’nun külliyatı tarihsel roman, dedektif anlatısı, distopya, fantastik ve bilimkurguya yaklaşır; fakat yazar türü hazır kurallar bütünü olarak kullanmaz. Her tür, bellek ve insanlık sorusunu başka açıdan sınamak için araçtır. Nobel dersi bu değişimin rastlantı değil bilinçli arayış olduğunu gösterir.
Beni Asla Bırakma bilimsel dünyanın olasılıklarını, Gömülü Dev kolektif unutmayı ve mitik geçmişi kullanır. Farklı yüzeylerin altında aynı soru sürer: İnsanlar acı veren gerçekle nasıl yaşar ve başkalarının hayatını anlamak için hangi hikâyelere ihtiyaç duyar?
Küçük ve büyük dünyalar
Ishiguro Nobel haftasındaki söyleşilerinde insanların aynı anda küçük ve büyük dünyalarda yaşadığını vurgular. Aile, dostluk ve kişisel hafıza küçük dünyayı; savaş, göç, sınıf, teknoloji ve siyaset büyük dünyayı oluşturur. Edebiyat ikisinden birini seçtiğinde deneyimin önemli bölümünü kaybeder.
Güçlü roman, özel ilişkinin ayrıntısını küresel tarihten koparmadan taşır. Büyük siyasal sorunu yalnız sloganla anlatmak karakterleri örneğe dönüştürür; özel hayatı tarih dışı göstermek ise insan davranışını şekillendiren güçleri görünmez kılar. Ishiguro’nun yöntemi iki ölçek arasında sessiz geçitler kurmaktır.
Edebiyatın bölünmüş dünyadaki görevi
Konuşmanın son bölümü, artan eşitsizlik, kabilecilik ve birbirinden kopuk topluluklar karşısında edebiyatın geleceğini sorgular. Ishiguro romana dünyayı tek başına kurtarma gücü vermez. Ancak başka hayatların iç düzenini hissettirme yeteneğinin siyasal ve kültürel parçalanma çağında vazgeçilmez olduğunu savunur.
Edebiyat okura yalnız bilgi sunmaz; yabancı gördüğü insanın korku, sevgi ve öz aldatma süreçlerini deneyimletir. Bu karşılaşma otomatik uzlaşma üretmese bile düşmanı karikatüre indirgeme kolaylığını bozar. Empati, duygusal rahatlık değil dikkat ve hayal gücü emeğidir.
Çeşitlilik çağrısı
Ishiguro edebiyat dünyasının daha geniş bir topluluğa açılması gerektiğini söyler. Farklı kültürlerden, sınıflardan ve deneyimlerden yazarların yalnız mevcut kanona eklenmesi yetmez; merkez kabul edilen anlatım ölçütlerinin de yeni sesler tarafından dönüştürülmesi gerekir.
Bu çağrı biyografik temsil sayısını artırmanın ötesindedir. Edebiyatın hangi duyguyu önemli, hangi biçimi ciddi ve hangi hayatı evrensel saydığı yeniden düşünülmelidir. Yeni sesler yalnız yeni konu değil, yeni ritim, yapı ve okuma alışkanlığı getirebilir.
Ustalık anlatısına karşı küçük keşifler
Kitabın alçakgönüllü başlığı, yazar gelişimini doğrusal başarı hikâyesi olmaktan çıkarır. Nobel’e ulaşmış bir romancı bile geçmişteki yöntemlerini yeniden değerlendiren, tesadüfi karşılaşmalardan öğrenen ve bir sonraki kitabın biçimini bilmeyen biri olarak konuşur.
“Küçük keşif” kavramı yaratıcı çalışma için pratik bir ölçü sunar. Büyük özgünlük iddiası yerine belirli bir sahnede daha doğru sesi bulmak, anlatıcının sakladığı duyguyu görmek veya eski bir tekniğin sınırını fark etmek önemlidir. Eser, yazarlığı sonuçtan çok dikkat disiplini olarak tanımlar.
Üslup ve anlatı tekniği
Nobel dersi kuramsal kavramları kişisel anekdotların içine yerleştirir. Ishiguro önce bir oda, otobüs, daktilo, film gecesi ya da konuşma hatırlatır; sonra bu küçük ayrıntıdan geniş bir estetik sonuca ulaşır. Böylece düşünce soyut reçete olmadan gelişir.
Ton sakin, kendini küçümseyen mizaha açık ve gösterişten uzaktır. Bu sadelik konuşmanın mimarisini gizlemez: Nagasaki belleğinden anlatıcı tekniğine, özel keşiflerden dünya edebiyatının geleceğine doğru kontrollü bir genişleme vardır. Biçim, savunulan küçük-büyük dünya ilişkisini bizzat uygular.
Eleştirel değerlendirme
Metnin en güçlü yanı, bir yazarın eserlerini açıklayan anahtar listesi vermeden yaratıcı kararlarının oluşumunu göstermesidir. Ishiguro romanlarını tek doğru yoruma kapatmaz; okura yönteminin kaynaklarını, tereddütlerini ve değişme ihtiyacını sunar. Otobiyografi ile edebiyat düşüncesi dengeli biçimde birleşir.
Konuşmanın kısa oluşu bazı çağrıları genel bırakır. Çeşitlilik ve bölünmüş toplum üzerine son bölüm, uygulama ayrıntısından çok etik yön gösterir. Fakat metnin amacı program hazırlamak değil, edebiyat topluluğunu yeni küçük keşiflere açık olmaya davet etmektir; açıklığı bu işlevi destekler.
Kimler okumalı?
Kitap Kazuo Ishiguro romanlarının bellek, güvenilmez anlatıcı ve bastırılmış duygu tekniklerini anlamak isteyenler için temel bir metindir. Yazarlık öğrencileri, göç ve kimlik edebiyatıyla ilgilenenler, Nobel konuşmalarını okuyanlar ve çağdaş romanın toplumsal görevini tartışanlar da yoğun bir başlangıç bulabilir.
Okuma sırasında konuşmada adı geçen eserlerle bağlantı kurmak yararlıdır. Nagasaki bölümleri A Pale View of Hills ve An Artist of the Floating World ile; öz aldatma tartışması Günden Kalanlar ile; tür değişimi ise Beni Asla Bırakma ve Gömülü Dev ile birlikte düşünülebilir.
Sık sorulan sorular
Bu eser Nobel konuşması mı, kitap mı?
Her ikisidir. Ishiguro metni 7 Aralık 2017’de Nobel dersi olarak sundu; bağımsız 64 sayfalık kitap baskısı 12 Aralık 2017’de yayımlandı.
Başlıktaki Twentieth Century neyi anlatır?
Howard Hawks’ın 1934 tarihli Twentieth Century filmini izlediği ve kendi anlatım tekniğinin sınırları üzerine düşündüğü bir akşama gönderme yapar.
Kitabın temel düşüncesi nedir?
Yazarlık küçük estetik keşiflerle gelişir; edebiyat ise özel hayat ile büyük tarih arasında bağ kurarak parçalanmış toplulukların birbirini hayal etmesine yardım edebilir.
