Bir yerden bir yere giden adamlar
Bölüşüp bir prensesin yaşamasını
–kadınları çamaşır yıkamadılar–
O sonsuz çalgılar, sonsuz duvarlar
Tanınmamış kimlikler, üstelik yaşanmamış, kuşun
yeri gülmek. Ve damlar ve bacalar tüten damlar.
Yaşanmış bir dağ yolu, mermerden, çamaşırdan
Ara sokaklarda bilmeden yaşamak taşıyan
Bir yerden bir yere giden adamlar.
– her şey düzgün sanılır bir trende hızlı bir trende
uykusuzluk, suçlar, kahvaltı üstüne kahveler kahveler
her şeyi ölçüsüz kılan o büyük oteldi.
bir sokak başıydı belki, belki
bir türban
sonra sular, kokular, faturalar. Hep.
Bir yerden bir yere giden adamlar,
bir küçük kuşun şaşkın uykusunda sıralandılar.
O sonsuz duvarlar. Sen beni öv!..
Bir kuşun uykusu nasıl incedir.
Kıvırınca boynunu o sonsuz karanlıklara
ve kaçar sonsuz üzengilerden kuş.
Dağdan… –yatan bir adamın sonsuzsoğukluğu–
Kedilerle birlikte. Artık,
Kimin anısı olur bütün gelecekler. Bir anısı.
Bir kenti güldürmüyorsa, kimin?..
– bir yerden bir yere giden adamlar
sandviçler doyurmuyorsa kimin…
Akşamüstleri, ağaçlarda, paralarda. İşte
O şaşkınlık. Bir akış halinde.
Ellerinin
Bir yere varıyordu uzaması.
Karşıtlığın anlamında, yüksekten
Bir yerden bir yere giden adamlar.
Ekleyip, durmadan ekleyip..
– bırakınca parkların ışıkboyalı sularını
Onlar. Artık sonsuz avcılarıdır kelebeklerin.
O. Hiçbir şeyi anlamayan. Şehri. Örneğin,
kurşuna dizilmeyi. Hem itilmeyi, hem sevilmeyi. Hem
– bir sıcak yaz günü denizde ölününce. Denizde
bütün kötülükler ölmeyince.
Sabah, sen her şeyi biliyorsun!..
O uzaklaşanın yeri tutulmalı
O adamların bıyıkları varsayılmalı. Kinleri
ve çocukları. – ölmeseler bıyık bırakırlardı –
Herkes ölürken – ki herkes ölür –
Bir yerden bir yere giden adamlar
Bölüşüp bir sıkıntı yolculuğun uzamasını…
