Aklım hep geçmiş yazlara değiniyor “sis basmış kıyılarda parlak, garip, beyaz çiçekler” bir yer baktım
Uzun uzun arkama atıyorum üstü biralı ufak masaları, kâğıt capon fenerlerini “ben böyleyim”
Kravatlı adamlar girince o lokantaya kavunları gözlüyorum, herifler bir ufalıyor kavunlardan ıssız bahçeleri getirince “hızar sesleri duyuyorum birden”
O bütün huzursuzluğumuz olan şehir boşaltıyor ayak sesi demirlerini yorgun yüreklerimize
Sonra trenler kalkıyor “oh yaşadığım” o yazlardan kanada menekşeleri tohumlarını taşıyor uzun şehre bakan balkonlara
Beni bırakın lokantada ama siz bu menekşeleri neye beslersiniz
şehre karşı uzun balkonlarda, ne eksiğiniz var ki sizin, işte mozayıklarınız, işte Seurat’ınız, işte aşkçıl akşamınız ve
sterlin, neye büyütürsünüz anlamıyorum
Neye o kırlar, o dövüşken o vahşi apaçi prensi, neye o derin nefes almalar sürünüp duruyor kadın göğsünüze
Neye o balkonlara açıyorum kapınızı
Neye büyütürsünüz anlamam “belki anlarım” ama bunları büyüttüğünüz güven veriyor bana, bir yerlerim doğrulanıyor
kanada menekşelerine tutkunuzu, onlarsız bir gün edemediğinizi gördükçe “şehir”
Hiçbir şeylerim hep tamam olsa bile ben de beslerdim o menekşeleri yem verir sular büyütürdüm şehre karşı iyi uzun balkonlarda, özgürlüğümü mü, insanlığımı mı, ilkelliğimi mi
yaparlardı durup durup güvenle büyürlerken
“Ben bir kadını alıp suya götürürdüm, bir yanında ağaçlar olmayan suya lokantalar da”
İyi ki ay ay büyütürsünüz onları beni de kurtarırlar sizi de şehir gökyüzlerini de, kim isterlerse onu kurtarırlar, yaprak
taşrasından yeşil taşırlar durmadan şehre bakan iyi uzun
balkonlara
İyi ki büyütürsünüz ay ay ay
“Adamlar toplandıkları vakit 13.30’larındı saat, koyu kravatları
bağlamışlardı koyu renk değil gömleklerine, tavşan rengi
bir içkinin içinden konuşuyorlardı, kesinsiz konuşuyorlardı.
Kanada menekşeleri şehrin rüzgârında. Ben olsam ikide bir
sulara bakardım. Kenarda masalarda duran sürahili sulara.
Ben, ben olduğum için öyle yaptım zaten. Oh, evet farkına
varmadınız Mrs. aldattım hepinizi dinlermiş gibi yapıp kravatları. Aykırılığımız içinde bir kanada menekşeleri vardı
bir de o sular, o gurbette, o aldatılmış, o ayrılmış o içilme
suları.
Gözlerimi elimle örttüm hazırlandım, kravatlı adamları bıraktım, onların ansıttığı, diri diri yaşattığı ormanlara döndüm.
Başka ormanlara.
