Poseidon, Franz Kafka’nın denizlerin kudretli tanrısını dalgalar üzerinde üç dişli yabasıyla dolaşan bir hükümdar olarak değil, masasından kalkamayan ve bitmeyen hesapları denetleyen bir bürokrat olarak yeniden kurduğu kısa düzyazıdır. Eser mitolojik güç ile modern iş yükünü çarpıştırır; otorite, uzmanlık, güvensizlik, çalışma hayatı ve özgürlük üzerine kara mizah taşıyan yoğun bir mesel oluşturur.
Poseidon eserinin konusu
Poseidon çalışma masasının başında oturmuş denizlerin hesaplarını yapmaktadır. Yönetiminde çok sayıda yardımcı ve memur bulunmasına rağmen onların hazırladığı sonuçlara bütünüyle güvenmez. Bütün hesapları yeniden kontrol eder.
İşinden memnun değildir, fakat görevini değiştirmeyi de ciddi biçimde düşünmez. Kendisine uygun başka bir iş bulunmadığına inanır. Daha küçük bir denizi yönetmek veya yalnızca yardımcı görev üstlenmek, tanrısal konumuna yakışmayacak bir düşüş gibi görünür.
İnsanların Poseidon’u denizler üzerinde gezinen güçlü tanrı olarak hayal etmesi gerçeği yansıtmaz. O, okyanusların dibindeki çalışma odasında rakamlarla meşguldür. Denizleri görmek için ancak dünyanın sonunda, son hesabı tamamladıktan sonra kısa bir gezi yapabileceğini düşünür.
Yazılış ve yayın tarihi
Franz Kafka arşivinin Poseidon eser kaydı, metni kısa düzyazı olarak sınıflandırır. Eser Eylül 1920’nin ilk yarısında yazılmıştır ve elyazması Oxford’daki Bodleian Library’de korunmaktadır.
“Poseidon” başlığı Kafka tarafından değil, Max Brod tarafından verilmiştir. Metin ilk kez 1936’da Max Brod ile Heinz Politzer’in hazırladığı Bir Kavganın Tasviri başlıklı ölüm sonrası derlemede yayımlanmıştır.
Can Yayınları’nın Tevfik Turan çevirili Bir Kavganın Tasviri baskısında metin “Poseidon” başlığıyla yer alır. Türkçede ve özgün Almancada tanrının adı aynı biçimde kullanıldığı için başlık konusunda çeviri belirsizliği bulunmaz.
Mitolojik Poseidon’dan masa başı memuruna
Antik Yunan mitolojisinde Poseidon denizlerin, depremlerin ve atların güçlü tanrısıdır. Üç dişli yabasıyla fırtına çıkarabilir, suları yönetebilir ve tanrılar arasındaki büyük iktidar mücadelelerine katılabilir.
Kafka bu görkemli imgeyi bütünüyle tersine çevirir. Onun Poseidon’u denizin hareketini yaşamaz; denizlerin idari hesabını tutar. Gücünün simgesi olan geniş egemenlik alanı, aynı zamanda sonsuz iş yüküne dönüşür.
Tanrı küçülmez; sorumluluğu hâlâ bütün suları kapsar. Fakat iktidarın gündelik biçimi kahramanca eylem değil evrak, sayı ve kontrol çalışmasıdır. Modern yönetim, mitolojik kudreti masaya bağlar.
Bitmeyen hesaplar
Denizlerin sayısı, hareketi ve büyüklüğü düşünüldüğünde Poseidon’un hesaplarının tamamlanması mümkün görünmez. Her sonuç yeni denetim, her denetim başka ayrıntı üretir. İşin kapsamı yöneticinin zamanını bütünüyle yutar.
Poseidon yalnız nihai kararı vermekle yetinmez. Yardımcıların yaptığı hesapları baştan sona yeniden inceler. Delegasyon görünüşte vardır, fakat sorumluluğun gerçek ağırlığı yine onun üzerinde kalır.
Bu çalışma biçimi üretkenlikten çok döngü yaratır. Hesapların doğruluğu arttıkça Poseidon’un denizi gerçekten görme olasılığı azalır. Yönetim aracı, yönetilen dünyayla temasın önündeki en büyük engel olur.
Yardımcılara duyulan güvensizlik
Poseidon’un emrinde çok sayıda çalışan bulunur. Sorun kaynak eksikliği değildir; yetki devrine duyduğu güvensizliktir. Başkalarının sonucunu kabul edemediği için her işi kendi zihninde yeniden taşır.
Bu güvensizlik görev bilinci olarak görülebilir. Denizlerin hesabında yapılacak hata büyük sonuçlar doğurabilir ve nihai sorumluluk Poseidon’a aittir. Ancak sınırsız kontrol isteği, yardımcıların varlığını işlevsizleştirir.
Kafka yönetici paradoksunu gösterir: Her ayrıntıyı doğrulayan kişi otoritesini korur, fakat kendisini de ayrıntıların tutsağı yapar. Güç paylaşılmadığı için özgürlük üretmez.
İşinden neden ayrılmıyor?
Poseidon işinden hoşnut değildir. Buna rağmen görev değişikliğini gerçek seçenek olarak değerlendirmez. Denizleri yönetmek onun yalnız mesleği değil, tanrısal kimliğidir.
Daha küçük sorumluluk almak rütbesine uygun görünmez. Başka bir tanrının yanında çalışmak veya sınırlı bölgeyi yönetmek, sahip olduğu konumla bağdaşmaz. Prestij, mutsuzluğu sürdürme nedenine dönüşür.
Bu durum modern çalışma hayatında unvanı, uzmanlığı veya toplumsal statüsü yüzünden sevmediği işten ayrılamayan kişiyi çağrıştırır. Kişi görevinden yakınır, fakat görev olmadan kim olacağını düşünemez.
İktidarın tutsaklığı
Poseidon teorik olarak denizlerin mutlak yöneticisidir. Fakat çalışma masasından kalkamaması, iktidarın sahibini de bağladığını gösterir. Yönetilen alan büyüdükçe yöneticinin hareket alanı daralır.
Emir verme gücü günlük özgürlük sağlamaz. Poseidon yardımcılarını kullanabilir, fakat onların sonuçlarına güvenemediği için işi kendi üzerine geri alır. Otorite ile yük birbirinden ayrılamaz.
Şatoda bürokrasi aşağıdaki kişileri erişilemez makamlarla yönetir. Poseidon ise makamın en üstündeki kişinin de sistemin işleyişi tarafından hapsedilebileceğini gösterir.
Denizleri hiç göremeyen deniz tanrısı
Anlatının en güçlü ironisi Poseidon’un sorumlu olduğu dünyayı deneyimleyememesidir. İnsanlar onu dalgalar arasında düşünür, oysa bütün zamanını suyun altındaki büroda geçirir.
Deniz onun için manzara, hareket veya duyusal yaşam değil veri ve hesaptır. Yönettiği şeyin temsilleriyle uğraşırken kendisine yabancılaşır. Harita, sayı ve rapor gerçek denizin yerini alır.
Bu durum uzmanlaşmanın bedelini gösterir. Bir alan hakkında en çok sorumluluğa sahip kişi, o alanı doğrudan yaşama fırsatından en fazla uzaklaşabilir.
İnsanların yanlış Poseidon imgesi
Dışarıdaki insanlar Poseidon’u üç dişli yabasıyla denizleri yaran, atlı arabasıyla dalgalar üzerinde ilerleyen tanrı olarak hayal eder. Bu imge güç, hareket ve özgürlüğü birleştirir.
Gerçek Poseidon ise masada oturur. Kamusal imge ile gündelik çalışma arasında büyük uçurum vardır. İnsanlar sonuçları ve unvanı görür, bu konumu sürdüren görünmez emeği görmez.
Kafka burada yalnız mitolojiyi değil liderlik imgelerini de hicveder. Güçlü görünen makamın arkasında tekrarlanan denetimler, dosyalar ve bitmeyen sorumluluklar bulunabilir.
Bürokrasinin tanrısal alana yayılması
Kafka’nın dünyasında bürokrasi yalnız devlet dairesine ait değildir. Yasa, aile, iş, ceza ve hatta ölüm düzeni işlemler, hiyerarşiler ve belirsiz sorumluluklarla örgütlenir.
Poseidon bu mantığı mitolojik evrene taşır. Tanrılar doğa güçlerini doğrudan kullanmak yerine yönetim bölümlerine ayrılmış memurlar gibi görünür. Deniz egemenliği muhasebe görevine dönüşür.
Davada kişi bürokrasi karşısında küçülür; burada tanrı bile bürokrasinin dışında kalamaz. Sistem, iktidarın tepesindeki varlığı da çalışma düzenine bağlar.
Mükemmeliyetçilik ve kontrol
Poseidon’un her hesabı yeniden yapması hata korkusuyla ilişkilendirilebilir. Başkalarının yeterince dikkatli olmadığına inanır ve ancak kendi denetiminden geçen sonucu güvenilir sayar.
Mükemmeliyetçilik kaliteyi koruma arzusu gibi başlar, fakat bitiş çizgisini sürekli uzaklaştırır. Poseidon işini tamamlamadığı için denizlere bakamaz; denizlere bakmadığı için yönetimin gerçek sonucunu da deneyimleyemez.
Kontrol isteği böylece kendi amacını bozar. Yönetimin hedefi denizlerin düzeniyse, yöneticinin yalnız rakamları görmesi bu hedefi eksik bırakır.
Çalışma hayatına ilişkin kara mizah
Deniz tanrısının hesap makinesi gibi çalışması başlı başına komik bir uyumsuzluktur. Kafka tanrıyı alaya almak için gücünü tamamen elinden almaz; tam tersine, büyük gücün ne kadar büyük bürokrasi üretebileceğini gösterir.
Poseidon’un işinden şikâyet edip başka görevi küçümsemesi de tanıdık bir çalışma hayatı davranışıdır. Kişi mevcut görevini dayanılmaz bulur, fakat statüsünden vazgeçmeyi daha dayanılmaz sayar.
Mizahın altında ciddi bir soru vardır: İnsan işini mi yönetir, yoksa işin kurduğu kimlik mi insanı yönetir? Poseidon’un tanrısal unvanı bu sorunu çözmez, büyütür.
Dünyanın sonunu beklemek
Poseidon denizleri ancak dünyanın sonunda, bütün hesaplar kapandıktan sonra gezebileceğini düşünür. Dinlenme ve gerçek deneyim sürekli geleceğe ertelenir.
Bu umut yapısal olarak çelişkilidir. Dünyanın sonu geldiğinde görülecek düzen de ortadan kalkacaktır. Poseidon yaşamı, yaşam bittikten sonra yaşamayı planlar.
Erteleme modern çalışanın “işler bitince” dinlenme düşüncesini büyütür. İşlerin doğası gereği bitmediği yerde tatil, temas ve merak hiçbir zaman şimdiki zamana gelemez.
Poseidon ve yabancılaşma
Yabancılaşma yalnız sevmediği işi yapmak değildir. Kişinin ürettiği veya yönettiği dünya ile doğrudan bağını kaybetmesidir. Poseidon denizlerin sahibidir, fakat denizi yaşayamaz.
Görevi onun yeteneğinin göstergesi olduğu kadar kendisinden uzaklaşmasının aracıdır. Denizler rakamlara, dalgalar hesap satırlarına, egemenlik kontrol yüküne dönüşür.
Dönüşümde Gregor Samsa çalışması yüzünden bedenine ve ailesine yabancılaşır. Poseidon ise en yüksek makamda aynı kopuşu yaşar; statü yabancılaşmaya karşı koruma sağlamaz.
Poseidon bir otobiyografik çalışma imgesi mi?
Kafka’nın sigorta kurumundaki çalışma yaşamı, ayrıntılı dosyalar ve idari sorumluluklarla bağlantılıydı. Bu nedenle masa başındaki Poseidon, yazarın bürokratik iş deneyimiyle ilişkilendirilebilir.
Aynı imge yazarlığa da uygulanabilir. Bütün dünyayı kurmak isteyen yazar, cümlelerin hesabı ve bitmeyen düzeltmeler yüzünden kurduğu dünyayı özgürce yaşayamayabilir.
Ancak metni tek bir biyografik anahtara indirgemek doğru değildir. Poseidon yöneticiyi, uzmanı, sanatçıyı veya işiyle kimliği birbirine bağlanmış herhangi bir kişiyi temsil edebilecek kadar açıktır.
Diğer Kafka eserleriyle ilişkisi
Ceza Kolonisindende subay, eskimiş infaz makinesine bütün kimliğiyle bağlanır. Poseidon da görev düzenini eleştirse bile ondan vazgeçemez. İki karakter için kurum, kişisel benliğin yerine geçer.
Köprüde anlatıcı işleviyle aynı varlıktır; Poseidon da deniz yönetimi olmadan kendisini düşünemez. Görevden ayrılmak yalnız meslek değiştirmek değil, kimliği kaybetmek anlamına gelir.
Yasanın Önünde erişilemeyen düzeni aşağıdan gösterir. Poseidon aynı düzenin yukarıdaki sorumlusunun bile gerçek dünyaya erişemediğini düşündürür.
Poseidon nasıl okunmalı?
İlk okumada mitolojik beklenti ile metindeki iş yaşamı karşılaştırılmalıdır. Üç dişli yaba, fırtına ve deniz yolculuğu yerine masa, hesap ve yardımcılar vardır.
İkinci okumada Poseidon’un neden görev devredemediği ve neden ayrılamadığı sorulabilir. Güvensizlik, sorumluluk, gurur ve kimlik birbirini besleyen nedenlerdir.
Son cümledeki dünya sonu umudu gerçek kurtuluş vaadi olarak alınmamalıdır. Poseidon’un denizi görmek için bütün işin bitmesini beklemesi, deneyimi sonsuza kadar erteleyen düşünce biçimidir.
Eser neden önemlidir?
Poseidon, mitolojik tanrıyı modern bürokrat biçiminde yeniden kurarak iktidarın özgürlükle aynı şey olmadığını gösterir. En geniş yetkiye sahip kişi, en büyük iş yükünün tutsağı olabilir.
Eser mükemmeliyetçilik ve delegasyon sorununu keskin biçimde anlatır. Başkalarının emeğine güvenmeyen yönetici her şeyi kontrol eder, fakat yönettiği dünyayı görmeye zaman bulamaz.
Kafka iki sayfalık metinde çalışma hayatı, statü, yabancılaşma ve ertelenmiş yaşam üzerine güçlü bir kara mizah kurar. Poseidon’un tanrısal büyüklüğü, gündelik sıkışmışlığını daha görünür kılar.
Sonuç
Franz Kafka’nın Poseidon eseri, denizlerin tanrısını okyanuslarda dolaşan özgür hükümdar olarak değil, hesapları yeniden kontrol eden ve masasından kalkamayan yönetici olarak gösterir. Yardımcıları vardır, fakat güvenemediği için iş yükünü bırakamaz.
Poseidon denizlere hükmeder ama onları göremez; işinden yakınır ama unvanından vazgeçemez; yaşamı dünyanın sonrasına erteler. Bu çelişkiler modern insanın iş, kimlik ve özgürlük ilişkisini mitolojik ölçekte görünür kılar. Diğer incelemelere Franz Kafka eserleri arşivinden ulaşabilirsiniz.
