William Faulkner – Abşalom, Abşalom! (Eser İncelemesi)

Abşalom, Abşalom! incelemesi; William Faulkner’ın Sutpen ailesini parçalı tarih, ırk, kölelik, hanedan, savaş, hafıza ve anlatıcılarla kurduğu romanı çözümler.

Abşalom, Abşalom!, William Faulkner’ın 1936’da yayımlanan ve Amerikan Güneyi’nin kölelik, ırk, sınıf, aile ve tarih mirasını çok katmanlı anlatımla sorgulayan başyapıtıdır. Thomas Sutpen’ın bir hanedan kurma arzusunu Rosa Coldfield, Bay Compson, Quentin Compson ve Shreve McCannon’ın aktardığı parçalı hikâyeler üzerinden izler. Roman, geçmişin tek bir doğru anlatı olarak değil, eksik bilgi, önyargı ve hayal gücüyle sürekli yeniden kurulduğunu gösterir.

Abşalom, Abşalom! nasıl bir romandır?

Eser bir aile tarihini araştırma süreci gibi ilerler. Quentin Compson, Sutpen ailesinin yükselişini ve yıkımını kendisine anlatılan belgeler, mektuplar, söylentiler ve anılar aracılığıyla anlamaya çalışır. Fakat her kaynak başka bir Thomas Sutpen portresi çizer.

Romanın temel gerilimi yalnız “ne oldu?” sorusunda değildir. Olayları kimin, hangi bilgiyle, hangi duygusal veya toplumsal konumdan anlattığı da aynı ölçüde önemlidir. Okur, anlatıcıların kurduğu ihtimaller arasında tarihsel ve etik bir yargı geliştirmek zorundadır.

Yayın ve edebî bağlam

Nobel Ödülleri’nin resmî William Faulkner kaydı, yazara modern Amerikan romanına yaptığı güçlü ve sanatsal açıdan benzersiz katkı nedeniyle 1949 Nobel Edebiyat Ödülü verildiğini belirtir. Abşalom, Abşalom!, bu katkının tarih ve anlatı biçimini en yoğun biçimde birleştiren örneklerindendir.

Virginia Üniversitesi Digital Yoknapatawpha projesi, Sutpen, Compson ve Coldfield ailelerinin kurmaca coğrafyadaki kişiler, yerler ve olaylarla ilişkilerini haritalandırır. Romanın farklı kuşaklara yayılan karmaşık zaman çizgisini araştırmak için güçlü bir akademik kaynaktır.

Thomas Sutpen’ın tasarısı

Sutpen yoksul bir çocukluktan çıkar ve büyük toprak, gösterişli konak, güçlü soyadı ve erkek mirasçı üzerine kurulu bir hanedan yaratmak ister. Kendi yaşamını önceden belirlenmiş bir “tasarı” gibi görür. İnsanları ise bu tasarının araçlarına dönüştürür.

Onun yükselişi bireysel iradenin başarı hikâyesi değildir. Toprak gaspı, köle emeği, ırksal hiyerarşi, kadınların kullanılması ve şiddet olmadan kurulamaz. Sutpen’ın trajedisi yalnız planındaki hata değil, planın baştan insanlık dışı bir düzene dayanmasıdır.

Sutpen Yüzü ve malikâne

Sutpen’ın kurduğu büyük malikâne, gücün ve kalıcılık arzusunun simgesidir. Ancak yapı aynı zamanda zorla çalıştırılan bedenlerin, susturulan geçmişin ve toplumsal eşitsizliğin maddi sonucudur.

Konak zamanla çürür ve ailenin yıkımını taşır. Mimari, tarihin tarafsız kabuğu değildir; içinde kurulduğu şiddeti saklar. Roman, büyük aile evini nostaljik bir Güney simgesi olmaktan çıkarıp tarihsel suçun belgesine dönüştürür.

Rosa Coldfield’ın anlatısı

Rosa, Sutpen’ı şeytani bir güç olarak anlatır. Ailesinin kayıpları, nişanın aşağılayıcı biçimde bozulması ve yıllar süren öfkesi onun bakışını belirler. Anlatısı güçlüdür, fakat tarafsız değildir.

Rosa’nın abartılı dili yalnız güvenilmezlik sayılmamalıdır. Patriyarkal düzen içinde görmezden gelinen bir kadının uğradığı zararı ifade etme biçimidir. Onun sesi hem tarihsel bilgi hem de bastırılmış duygunun tanıklığıdır.

Bay Compson ve açıklama arzusu

Quentin’in babası olayları ironik, kaderci ve çoğu zaman kadınlar hakkında önyargılı bir bakışla yorumlar. Aile tarihini çözebileceğine inanır; fakat sahip olmadığı bilgileri psikolojik tahminlerle tamamlar.

Onun anlatısı belgeler ile varsayımlar arasındaki sınırı bulanıklaştırır. Roman böylece eğitimli ve kendinden emin bir açıklamanın da toplumsal kalıplarla biçimlenebileceğini gösterir.

Quentin Compson neden önemlidir?

Quentin, Sutpen hikâyesini yalnız merak ettiği için dinlemez. Amerikan Güneyi’nin geçmişi onun kimliğine yük olur. Aile, namus, ırk ve yenilgi hakkındaki anlatılar, kendi yaşamını ve dünyaya bakışını belirler.

Ses ve Öfke incelemesi, Quentin’in Compson ailesinin geçmişi ve Caddy’nin yaşamı karşısındaki takıntısını değerlendirir. Abşalom, Abşalom! bu kişisel geçmiş krizini Güney’in daha geniş tarihsel suçlarıyla birleştirir.

Shreve ve ortak kurgu

Kanadalı Shreve, Güney tarihine dışarıdan bakar. Quentin’in anlattıklarını dinler, sorular sorar ve eksik yerleri onunla birlikte hayal eder. Romanın sonlarına doğru iki genç, olayları âdeta ortaklaşa sahneler.

Bu süreç tarihsel anlayışın hem yaratıcı hem tehlikeli yönünü gösterir. Eksik bilgi olmadan geçmiş kavranamaz; fakat hayal gücü kanıtın yerini aldığında yeni efsaneler üretilebilir.

Henry, Judith ve Charles Bon

Sutpen’ın çocukları Henry ile Judith, babalarının hanedan planının mirasçılarıdır. Henry’nin arkadaşı Charles Bon’un Judith’le evlenme ihtimali, aile sırrını ve ırksal düzeni krize sokar.

Bon’un kimliği, aile bağlarının biyolojik olduğu kadar toplumsal olarak da nasıl kurulduğunu gösterir. Kardeşlik, sevgi ve miras; ırkçı sınıflandırma karşısında parçalanır. Trajedi, karakterlerin kişisel seçimlerinden çok onları biçimlendiren sistemle büyür.

Irk ve “tek damla” mantığı

Romanın merkezindeki sır, Güney’in ırk kategorilerinin doğal değil, hukuki ve toplumsal iktidar tarafından üretildiğini gösterir. Aynı aile bağı, beyaz üstünlük düzeni içinde tanınabilir veya inkâr edilebilir.

Sutpen’ın hanedan saplantısı, soyun “saflığı” fikrine dayanır. Bu fikir kendi çocuklarını araç, tehdit veya engel olarak görmesine yol açar. Irkçılık kamusal bir politika olmanın yanında ailenin en özel ilişkilerine yerleşir.

Kölelik ve bastırılmış emek

Sutpen’ın toprak ve konak sahibi olması köleleştirilmiş insanların emeğine dayanır. Malikânenin görkemi, bu emeği görünmez kılar. Romanın tarihsel eleştirisi, zenginlik ile şiddet arasındaki bağı açığa çıkarır.

Bununla birlikte köleleştirilmiş karakterlerin kendi sesleri sınırlıdır. Okur, romanın kölelik eleştirisini değerlendirirken anlatının çoğunlukla beyaz ailelerin bakışına bağlı oluşunu da eleştirel biçimde düşünmelidir.

Kadınlar ve hanedan düzeni

Ellen, Rosa, Judith ve Clytemnestra farklı konumlarda olsa da Sutpen’ın erkek mirasçı merkezli düzeninden etkilenir. Evlilik, annelik ve kız evlatlık rolleri kadınların yaşamını hanedanın devamına bağlar.

Judith’in dayanıklılığı ve Clytemnestra’nın yıllar süren varlığı, erkeklerin savaş ve miras anlatılarının ötesinde başka bir tarih taşır. Kadınların emeği ve sessizliği, ailenin hem sürmesini hem de geçmişin korunmasını sağlar.

İç Savaş ve Güney’in yenilgisi

Amerikan İç Savaşı Sutpen ailesinin kaderini değiştirir; fakat yıkım yalnız savaşın sonucu değildir. Ailenin düzeni zaten kölelik, ırkçılık ve baskı üzerine kuruludur. Savaş, bu yapının çelişkilerini hızlandırır.

Faulkner yenilmiş Güney’i masum bir kurban olarak sunmaz. Kayıp ihtişam anlatısının altında kimlerin emeğinin, toprağının ve yaşamının kullanıldığını sorgular.

Başlıktaki İncil göndermesi

Başlık, Kral Davud’un oğlu Abşalom’un isyanı ve ölümüyle ilgili İncil anlatısına gönderme yapar. Baba-oğul çatışması, hanedan, ihanet ve yas motifleri Sutpen ailesinin hikâyesiyle yankılanır.

Gönderme romanı basit bir modern uyarlamaya dönüştürmez. Faulkner antik aile trajedisi kalıbını Amerikan kölelik tarihi ve Güney aristokrasisinin çöküşüyle yeniden kurar.

Zaman ve tekrar

Olaylar kronolojik sırayla bir kez anlatılmaz. Aynı sahne farklı anlatıcıların dilinde tekrar eder, ayrıntılar değişir ve yeni ihtimaller ortaya çıkar. Geçmiş tamamlanmış değil, her anlatımda yeniden etkinleşen bir güçtür.

Uzun cümleler ve iç içe zaman katmanları okurun tarih deneyimini biçimsel olarak yaşamasını sağlar. Anlam tek bir bilgi anında değil, tekrarların birikiminde oluşur.

Güvenilmez anlatıcılar ve tarih

Hiçbir anlatıcı bütün olaylara tanık değildir. Rosa’nın öfkesi, Bay Compson’ın kaderciliği, Quentin’in Güney’le ilişkisi ve Shreve’in dışarıdan bakışı her anlatıyı sınırlar.

Roman yine de gerçeği önemsizleştirmez. Kölelik, ırkçılık, şiddet ve aile yıkımı maddi sonuçlarıyla vardır. Belirsizlik, bu gerçeklerin nedenlerini ve kişisel ayrıntılarını nasıl bilebileceğimizle ilgilidir.

Döşeğimde Ölürken ile karşılaştırma

Döşeğimde Ölürken incelemesi, Bundren ailesinin cenaze yolculuğunu on beş anlatıcıyla kuran çok sesli yapıyı değerlendirir. Abşalom, Abşalom! da çoklu bakış kullanır; fakat ortak olayın anlık deneyiminden çok, kuşaklar önceki tarihi yeniden kurar.

İlk romanda beden ve yolculuk, bu eserde arşiv, söylenti ve hafıza daha belirgindir. İkisinde de tek anlatıcı aile gerçeğini bütünüyle sahiplenemez.

Eseri okurken nelere dikkat edilmeli?

  • Kaynak: Her bilgi kimin tanıklığına, belgesine veya tahminine dayanır?
  • Tekrar: Aynı olay yeniden anlatıldığında hangi ayrıntılar değişir?
  • Malikâne: Sutpen Yüzü güç, emek ve tarih ilişkisini nasıl taşır?
  • Irk: Aile bağları toplumsal sınıflandırma tarafından nasıl tanınır veya reddedilir?
  • Dil: Uzun cümleler geçmişin baskısını okura nasıl hissettirir?

Okuma ve tartışma soruları

  1. Sutpen’ın yıkımı kişisel kusurdan mı, kurduğu sistemden mi doğar?
  2. Rosa’nın öfkesi tarihsel bilgiyi bozar mı, yoksa görünmeyen zararı mı açığa çıkarır?
  3. Quentin ile Shreve’in hayal ettiği sahneler tarih anlayışına ne kazandırır?
  4. Roman Güney mitini hangi aile ve ırk ilişkileri üzerinden parçalar?
  5. Kesin bilgiye ulaşamamak okurun etik yargı kurmasını engeller mi?

Kimlere önerilir?

Eser; modernist romanı, tarihsel kurmacayı, güvenilmez anlatıcıları, Amerikan Güneyi edebiyatını, kölelik mirasını ve aile trajedilerini incelemek isteyen okurlara önerilir. Irkçılık, kölelik, ensest, savaş, cinayet ve aile içi şiddet temaları hassas okurlar için zorlayıcı olabilir.

Yazarın diğer eserlerine William Faulkner eserleri arşivinden, bütün çözümlemelere Eser İncelemeleri arşivinden ulaşılabilir.

Eserin edebî önemi

Abşalom, Abşalom!, tarihsel gerçeğin anlatı yoluyla nasıl kurulduğunu ve iktidarın aile hafızasına nasıl yerleştiğini gösteren modernist başyapıtlardandır. Biçimsel karmaşıklık, geçmişin basitçe açıklanamayacak kadar çatışmalı olmasının karşılığıdır.

Roman bireysel hırsı kölelik, ırkçılık ve patriyarka sistemlerinden ayırmaz. Sutpen’ın hanedan rüyası, Amerikan Güneyi’nin güç ve saflık mitlerinin küçük ölçekteki modeline dönüşür.

Sonuç

Abşalom, Abşalom!, Thomas Sutpen’ın yükseliş ve çöküşünü anlatırken geçmişe sahip olmanın mümkün olup olmadığını sorgular. Her anlatıcı eksik parçaları kendi duygusu ve dünya görüşüyle tamamlar.

Faulkner kesinlik vermek yerine okuru tarihsel sorumlulukla karşı karşıya bırakır. Belgeler eksik ve sesler çelişkili olsa da köleliğin, ırkçılığın ve insanları araçlaştıran hanedan arzusunun sonuçları açıktır. Romanın kalıcı gücü, tarih ile hikâye anlatma arasındaki bu zor ilişkiyi biçimin merkezine yerleştirmesidir.