Aramızdaki Şey, Tomris Uyar’ın kırmızı rengin farklı çağrışımlarından yola çıkarak dostluğu, sevgiyi, özlemi, sonbaharı ve toplumsal baskıyı yalın öykülerle araştırdığı kitabıdır. İlk kez 1998’de yayımlanan eser; günlük hayatın küçük olaylarını, özyaşamöyküsel izleri ve yazma sürecini görünür kılan kurmaca katmanlarını birleştirerek insanlar arasındaki adı kolay konulamayan bağı inceler.
Aramızdaki Şey nasıl bir eserdir?
Kitap günlük hayatın akışından seçilmiş, sakin görünen fakat duygusal yoğunluk taşıyan öykülerden oluşur. Olaylar büyük çatışmalardan çok kişiler arasındaki mesafe, hatırlama, karşılaşma ve söylenmeyen duygular çevresinde gelişir.
Yapı Kredi Yayınları’nın eser sayfası, kitabı yalın ve süssüz anlatımla yazılmış “kırmızı öyküler” olarak tanımlar. YKY baskısı 80 sayfadır, ISBN numarası 978-975-08-1089-9’dur ve Mayıs 2023 itibarıyla on ikinci baskıya ulaşmıştır.
İlk baskı ve yayın bilgileri
Can Yayınları’nın güncel baskı önizlemesi, eserin ilk basımının 1998’de Can Yayınları tarafından yapıldığını doğrular. YKY dizisindeki ilk baskı Mayıs 2006 tarihlidir.
İlk yayımlanıştan günümüze uzanan baskı geçmişi, kitabın dostluk, sevgi ve toplumsal baskı gibi sorularının güncelliğini koruduğunu gösterir. İnce hacimli eser, yoğun tematik örgüsü sayesinde farklı okumalara açık kalır.
Başlıktaki “şey” ne anlama gelir?
Başlık insanlar arasındaki bağa kesin bir ad vermekten kaçınır. Dostluk, aşk, hayranlık, hatıra, dayanışma veya kırgınlık tek başına ilişkiyi açıklamaya yetmeyebilir. “Şey” sözcüğü bu adlandırma güçlüğünü korur.
Belirsizlik anlamsızlık değildir. Tam tersine, kişiler arasında yalnız onların deneyimiyle oluşan ve dışarıdan kolay sınıflandırılamayan bağı işaret eder. Okur her öyküde bu boşluğu başka duyguyla doldurabilir.
Kırmızı öyküler ne demektir?
YKY tanıtımına göre ilk öyküdeki kırmızı giysinin çağrışımları başka kırmızı ihtimallere açılır. Böylece renk, farklı öyküler arasında görsel ve duygusal bağlantı kuran ana motif hâline gelir.
Kırmızı tek bir duyguya indirgenmez. Aşkı ve canlılığı çağrıştırabileceği gibi tehlike, öfke, utanç, yara veya vedayı da düşündürebilir. Rengin anlamı kişinin yaşadığı bağlama göre değişir.
Kırmızı giysinin olasılıkları
Giysi kişinin kendisini dünyaya nasıl sunduğuyla ilgilidir. Kırmızı giymek görünür olma, cesaret, meydan okuma veya dikkat çekme isteği taşıyabilir. Aynı giysi başka gözde uygunsuzluk ya da tehlike işareti sayılabilir.
Uyar kesin simge sözlüğü kurmaz. Renk bir öyküden diğerine geçtikçe yeni anlam alır; okur tekrar eden kırmızının kişiler arasında hangi duygusal yolu çizdiğini izler.
Dostluk ve sarmallar çizen sevgi
YKY, ana temadaki kırmızının dostluğu ve sarmallar çizen sevgiyi belirginleştirdiğini söyler. Sarmal, düz bir çizgi gibi başlangıçtan sona ilerlemez; aynı merkezin çevresine yeniden dönerken uzaklaşır veya yaklaşır.
Bu imge, insanların yıllar içinde değişen fakat bütünüyle kopmayan ilişkilerine uygundur. Dostluk aşka, aşk hatıraya, hatıra yeniden yakınlığa dönüşebilir. Her dönüş öncekinin aynısı değildir.
Sevgi neden düz bir çizgi değildir?
İlişkiler tek bir duyguya bağlı kalmaz. Yakınlık içinde rekabet, hayranlık içinde kıskançlık veya sevgi içinde uzaklaşma isteği bulunabilir. Uyar bu çelişkileri kusur olarak silmek yerine ilişkinin gerçeği olarak gösterir.
Sarmal yapı aynı zamanda zamanla ilgilidir. Geçmişte yaşanan bir an bugünkü karşılaşmada yeniden anlam kazanır. İnsan aynı kişiye başka yaşta ve başka koşullarda farklı biçimde bağlanabilir.
Sonbaharın kırmızı yaprakları
Kitabın arka planındaki mevsim, YKY tanıtımına göre kızarmış yapraklarıyla sonbahardır. Sonbahar olgunluk, değişim, azalma ve vedayı aynı görüntüde birleştirir. Kırmızı burada canlılığın yanında sona yaklaşmayı da taşır.
Yaprak renk değiştirirken güzelleşir ve düşmeye hazırlanır. Bu ikili durum, ilişkilerin geçiciliği ile değerini birlikte düşündürür. Bir bağın sonlu olması, onun önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Yalın ve süssüz anlatım
Kitabın yalınlığı basitlik değildir. Uyar cümleyi gereksiz açıklamadan arındırarak ayrıntının duygusal yükünü öne çıkarır. Renk, giysi, bakış veya kısa konuşma, uzun psikolojik çözümlemenin işini görebilir.
Süssüz dil okurla doğrudan ilişki kurar; fakat metindeki çağrışım katmanlarını azaltmaz. Anlam, sözcüklerin gösterişinden değil, öyküler arasındaki tekrar ve sessizliklerden doğar.
Gündelik hayatın küçük olayları
Can Yayınları eseri günlük hayatın akışından seçilip damıtılmış sakin dünyanın olaycıklarıyla tanımlar. “Olaycık” sözcüğü büyük dramatik kırılma yerine küçük fakat karakter için anlamlı değişime işaret eder.
Bir karşılaşma, giysinin rengi, eski bir hatıra veya konuşmadaki duraklama, kişinin ilişkisini yeniden değerlendirmesine yol açabilir. Öykü gündelik olanın içinde saklı dönüşümü görünür kılar.
Toplumsal baskının arka plandaki gücü
YKY tanıtımı, Uyar’ın diğer kitaplarında olduğu gibi bu eserde de toplumsal baskının bulunduğunu belirtir. Baskı her zaman açık yasak veya şiddet biçiminde görünmez; saygınlık, yaş, cinsiyet ve ilişki kalıpları üzerinden işleyebilir.
Kişiler ne hissedebileceklerini ve bunu nasıl gösterebileceklerini toplumun diliyle tartar. Kırmızı giysinin farklı tepkiler uyandırması, bireysel tercih ile çevrenin hükmü arasındaki çatışmayı örnekler.
Kadınların görünürlüğü
Kırmızı, kadının kalabalık içinde görünür olmasını sağlayabilir; fakat görünürlük aynı zamanda denetlenme riskini artırır. Toplum kadının kıyafetini, yaşını, ilişkisini ve davranışını hızla yorumlayabilir.
Uyar kadın kişileri yalnız dış bakışın nesnesi olarak bırakmaz. Onların kendi seçimlerini, ironisini ve kendilerine bakma biçimini anlatıya katar. Görünürlük böylece edilgen durumdan özne olma mücadelesine dönüşür.
Özyaşamöyküsel gerçeklik
TEİS’teki Tomris Uyar maddesi, Aramızdaki Şey ile Otuzların Kadınında özyaşamöyküsel gerçekliklerin, önemli gözlem ayrıntılarının ve yazarın yazma serüveninin birlikte verildiğini belirtir.
Bu özellik, eserdeki her kişinin gerçek hayattaki tek bir karşılığı olduğu anlamına gelmez. Yaşanmış duygu ve karşılaşmalar kurmacada seçilir, yoğunlaştırılır ve yeni ilişkilere yerleştirilir.
Yazma serüveninin öyküye girmesi
YKY’nin yayımladığı okuma parçasında anlatıcı edebiyatla kurduğu bağı ve ilk öykü denemesindeki teknik kararını açıklar. Başkişiyi konuşturmamayı seçmesi, yazarın anlatıcı sesi ile karakter sesi arasındaki sorumluluğu düşündüğünü gösterir.
Öykü yalnız tamamlanmış bir dünya sunmaz; o dünyanın nasıl yazıldığını da tartışır. Okur anlatıcının çekincesini, yöntemini ve kendisini sınama biçimini görür.
Başkasının sesiyle konuşma sorunu
Bir karakterin ağzından konuşmak, onun deneyimini sahiplenme riskini taşır. Anlatıcı, yeterince tanımadığı veya temsil edemeyeceği kişiye kendi sesini giydirmekten çekinebilir.
Bu etik dikkat Tomris Uyar’ın öykücülüğündeki bakış açısı arayışıyla uyumludur. Karaktere yaklaşmak, onun yerine hüküm vermek değil; sesinin sınırlarını ve sessizliğini korumaktır.
Edebiyat ve maddi hayat
Okuma parçasındaki anlatıcı edebiyat tutkusuyla sınırlı gelir arasında bağ kurar. Edebiyat başka dünyaların kapısını açarken maddi sıkıntıları otomatik olarak çözmez. Yazma ve okuma, gündelik hayatın koşulları içinde sürdürülür.
Bu karşıtlık sanatçı kimliğini romantik yüceltmeden gösterir. Edebiyat yaşama sevinci ve dayanıklılık sağlayabilir; fakat emek, zaman ve ekonomik seçim gerektirir.
Metinlerarası ilişki ve Edip Cansever
YKY’ye göre kitabın son öyküsü “Akşam Alacası”nda Edip Cansever’in Tomris Uyar’a adadığı doğum günü şiirlerinden biri yer alır. Şiirin öyküye katılması, farklı türler ve kişisel edebiyat tarihi arasında bağ kurar.
Bu kullanım yalnız anma değildir. Şiirin sesi öykünün dostluk, sevgi ve zaman temalarını başka ritimle yankılar. Okur, anlatıdaki ilişkiyi edebî metinlerin birbirine dokunduğu daha geniş alanda düşünür.
“Akşam Alacası” ve ara zaman
Akşam alacası gündüz ile gece arasındaki geçiştir. Nesnelerin rengi ve sınırı değişir; tanıdık görüntü kısa süreli belirsizlik kazanır. Bu ara zaman, kitabın adı konulamayan ilişkilerine uygun atmosfer yaratır.
Sonbahar gibi akşam da sona yaklaşmayı ve başka bir dönemin başlamasını birlikte taşır. Sevgi, dostluk ve hatıra bu geçişte kesin kategorilerden kurtulur.
Renk motifinin yapısal işlevi
Kırmızı yalnız temayı açıklayan simge değil, öyküler arasında geçiş kuran yapısal unsurdur. İlk metindeki renk başka öyküde giysiye, yaprağa, duyguya veya hatıraya dönüşerek yeniden görünür.
Tekrar, kitabın bağımsız öykülerini ortak duygu alanında birleştirir. Her kullanım önceki kırmızıyı hatırlatır; fakat ona yeni anlam ekler.
Dostluk ile aşk arasındaki sınır
İnsanlar arasındaki bazı bağlar dostluk ve aşk sözcüklerinden yalnız biriyle açıklanamaz. Hayranlık, zihinsel yakınlık, geçmiş ortaklığı ve bedensel çekim aynı ilişkide farklı zamanlarda öne çıkabilir.
Başlıktaki “şey”, bu hareketli sınırı korur. Uyar ilişkiyi etiketlemekten çok onun kişilerde bıraktığı izi ve zaman içinde nasıl dönüştüğünü anlatır.
Hatırlama ve vedalaşma
Sonbahar atmosferi, geçmiş ilişkilerin bugünden yeniden görülmesini sağlar. Hatırlamak yalnız kayıp duygusu değildir; yaşanan bağın anlamını bugünkü bilinçle değerlendirmektir.
Vedalaşma her zaman kesin kopuş yaratmaz. Kişi hayatından çıkan insanla edebiyat, renk, mekân veya alışkanlık aracılığıyla bağını sürdürebilir. Sevginin sarmalı başka düzlemde devam eder.
Aramızdaki Şey’in temel temaları
- Kırmızı: Sevgi, dostluk, görünürlük, tehlike, sonbahar ve hatırayı birleştiren motif.
- Adlandırılamayan bağ: Dostluk ile aşk arasında değişen insan ilişkileri.
- Toplumsal baskı: Kadının görünüşünü ve ilişkinin kabul edilebilir biçimini denetleyen yargılar.
- Özyaşamöyküsel kurmaca: Yaşanmış gözlemler ile edebî dönüştürmenin birleşmesi.
- Yazma serüveni: Anlatıcı, karakter ve temsil sorularının öykü içine taşınması.
- Sonbahar: Değişim, olgunluk, geçicilik ve vedanın ortak atmosferi.
Otuzların Kadını ile karşılaştırma
Otuzların Kadını portre, fotoğraf ve kuşak hafızasıyla kadın kimliğini araştırır. Aramızdaki Şey de özyaşamöyküsel gerçeklik ile yazma serüvenini kullanır; fakat merkezine kırmızı motifi ile dostluk ve sevgiyi yerleştirir.
Otuzların Kadını incelemesi, iki kitabın görsel motif, hafıza ve kurmaca yöntemlerini karşılaştırmaya yardımcı olur.
Sekizinci Günah ile karşılaştırma
Sekizinci Günah arzu ve etik belirsizliği imge yüklü dille araştırır. Aramızdaki Şeyte de kişiler arasındaki bağ kesin tanımlara sığmaz; ancak dil daha yalın, birleştirici motif ise kırmızıdır.
Sekizinci Günah incelemesi, Uyar’ın ikinci döneminde belirsizlik ve insan ilişkilerini farklı dil düzeyleriyle nasıl işlediğini gösterir.
Eserin edebî önemi
Aramızdaki Şey, yalın anlatımın çok katmanlı anlam üretme gücünü gösterir. Kırmızı renk bağımsız öyküleri birbirine bağlarken dostluk, sevgi, toplumsal baskı ve vedayı tek bir açıklamaya kapatmaz.
1998’den beri süren baskı geçmişi, TEİS’in özyaşamöyküsel ve yazma serüveni değerlendirmesi, Edip Cansever şiiriyle kurulan metinlerarası bağ ve YKY’nin yaratıcı okuma çalışmalarına konu olması eserin kalıcı önemini destekler.
Okuma ve tartışma soruları
- Başlıktaki “şey” hangi ilişki ve duyguları aynı anda kapsar?
- Kırmızı renk farklı öykülerde nasıl değişen anlamlar kazanır?
- Sonbahar atmosferi dostluk, sevgi ve vedayı nasıl etkiler?
- Anlatıcının başkişi adına konuşmama kararı hangi etik soruyu gündeme getirir?
- Özyaşamöyküsel izler kurmaca içinde nasıl dönüştürülür?
Kimlere önerilir?
Kitap; Tomris Uyar’ın öykücülüğünü, dostluk ve aşk arasındaki ilişkileri, renk sembolizmini, sonbahar temasını, kadın deneyimini, özyaşamöyküsel kurmacayı ve yazma sürecini merak eden okurlara önerilir. Yalın dil içinde yoğun çağrışım kuran kısa anlatıları sevenler için özellikle değerlidir.
Yayın bilgileri için YKY Aramızdaki Şey sayfası incelenebilir. Diğer çalışmalara Tomris Uyar eserleri arşivinden, bütün incelemelere Eser İncelemeleri arşivinden ulaşabilirsiniz.
Sonuç
Aramızdaki Şey, insanlar arasındaki bağı kesin adlara kapatmadan kırmızı rengin çevresinde görünür kılar. Dostluk, sevgi, hatıra ve toplumsal baskı birbirinden ayrı başlıklar değil, aynı ilişkinin zaman içinde değişen katmanlarıdır.
Tomris Uyar’ın yalın dili, özyaşamöyküsel dikkati ve yazma sürecini sorgulayan anlatımı, küçük olaylardan geniş bir duygu alanı kurar. Kırmızının öyküler arasında çizdiği sarmal, eserin kalıcı estetik bütünlüğünü oluşturur.
