' Ahmet Oktay '

Tarih: 17 Şub, 2012 Saat: 13:21 | Kategori: Ahmet Oktay
Ahmet Oktay - Hayatı ve Eserleri

1933 yılında Ankara'da doğdu. Yazmaya ortaokul sıralarında başladı. İlk şiiri, 1949-1950 yılları arasında Gerçek dergisinde yayımlandı. Öğrenimini lisede yarım bırakarak çalışmaya başladı. Ahmet Oktay, 1950'li yıllarda Mavi Hareketi içinde yer aldı ve aynı adlı dergide yazıları ve şiirleriyle etkin bir rol oynadı. 1961 yılında Yeni İstanbul gazetesinin Ankara bürosunda "parlamento muhabiri" olarak profesyonel gazeteciliğe başladı. […]

Tarih: 17 Şub, 2012 Saat: 13:28 | Kategori: Ahmet Oktay

Usandım taş basması günler yaşamaktan yalnızlığımı büyütüyorum korkunç yani bağırmak sana sulardan. Her gün yeniden ölmek elinden karanlık adamların yalanla, ekmekle, silahla. Üstümüze bakarken çağlar her çocuk başı okşadığımız suçlu bizmişiz gibi büyüyor avcumuzda. Gözlerinde bile deniz dibi gözlerinde ölüler askerler ve gemiciler halinde. İhtiyar yüreği toprağın buğdayı, elma'sı korkuda. Suskunluğum, utancım büyük sıkıntım kara. […]

Tarih: 17 Şub, 2012 Saat: 13:29 | Kategori: Ahmet Oktay

Yazdı gözlerimi yumduğumda, öğle sonrası; dayımdı dutu silkeleyen, çarşafın dört ucunda Dört kadın; herhalde komşu kızları; dedem de su çekiyordu kuyudan, Hamidiye'nin güvertesindeydi sanki, oysa abdest alacaktı birazdan. Ah! Sonsuz biçimler veren bize Bellek ve Zaman.

Tarih: 17 Şub, 2012 Saat: 13:31 | Kategori: Ahmet Oktay

Pancurları dövdü tüm gece yağmur, şafakla açtım: dupduruydu gök. Çektim içime güllerin kokusunu, çoktan kesilmişti karşı koruluk yine de bekledim bülbül sesini. Kim bildi ki sözlerin imlemimi? Gözaltında olduğumuz koğuşta, Son firarda da enselenen Mansur şöyle demişti sıtma nöbetinde: 'nerde benim eski nefti kaputum? ' Unutmam, Haziran'dan gün almıştık, ürkmüştüm güllerin curnatasından: sözlemiştim okuldaşım Mehmet'le; […]

Tarih: 17 Şub, 2012 Saat: 13:34 | Kategori: Ahmet Oktay

Bir balıkçının yüzü vapurdan inince gözümü alıyor öğle güneşi gibi, dokunup geçse bir serseri kuş ikindi vaktince incelmiş hüznüne anlatacak avsız mevsimlerin ve Çengelköy'ün tarihini. Sarhoşluğundan aymaz hangi ozan gücü tükenmez hangi taş işçisi derin bir solukla daha sağlığında yazıp bitirecek her şeylerin tarihini? Çok intihar kullanıldı tarihinde darağacına gitti ustaların ve ağularla sınandı ey […]

Tarih: 17 Şub, 2012 Saat: 13:54 | Kategori: Ahmet Oktay

Yağmur çiseliyor! Akıp gitsin üstümdeki küf! Yakam bağrım fora. Üç duble votkanın beklentisindeyim; dört şiddetinde bir deprem! 'Mal ve can kaybı: dokuz gökdelen çökmesi ve üç kalp krizi'. Gündelik nefretin maliyetini kurtarmasa da fena değil. Yine de güneşlik bir yer istiyorum. Yeşillik bir yer. Herkes Kır'a sığındı. Kent'i bana, benim gibilere bıraktılar: Pisliğim, Çukurum! Hayalin […]

Tarih: 17 Şub, 2012 Saat: 13:55 | Kategori: Ahmet Oktay

Bir kahkahayla silkindim dalıp gittiğim mektuptan; yaşam hep böyle uyarır bizi, katıksız neşeye dönüşür altuni bir sesle en derin kederler; mutlu bir düşteymiş gibi zamanın dibinden gülümser, artık yanaklarından öpemeyeceğimiz sevgili yüzler. Budur odaya süzülen mehtabın, kurumuş eski çeşmenin açıklayıp durduğu bilgelik ve giz Sevinç de olgunlaştırır kalbi acı ve ayrılık gibi; süzülüp dibe çökeldikçe […]

Tarih: 17 Şub, 2012 Saat: 13:57 | Kategori: Ahmet Oktay

Bir yalnızlık büyütürdüm saksıda kalandı çok eski günlerden bir bana yetsin, hıncımı arttırsın aşkımı pekiştirsin diye sevince. Günüydü, gelip durdu hüznümün önünde gidilmemiş bir saklı deniz sandım. Kıpırdamazdı yapraklar geceyle tüketirdi çiçeği, kuşu sevdiremeyen konyak bana neydi gülmeler, şarkılar otobüs durakları, alandaki kalabalık geldi durdu, alana merhaba dedim. Bir göz bozgundur yerine göre vururdu pencereme […]

Tarih: 17 Şub, 2012 Saat: 14:02 | Kategori: Ahmet Oktay

Ne çok iz bedenimde senden: İki siyah haşhaş açtı düşlerinle ısırdığın omuzlarımda; göğsümdeki bu onmayan yara gözyaşının damladığı günden kalma; "Mutlu aşk yok" diye inildemişti Aragon, uçurum gibi parıldayan Elsa'ya. Ah! Zakkumsu ses; gümrah bir bahçe olsun isterdim, kederin ve deliliğin arkası. "Ne kaldı bana senden" demiştin, çürüyen güllerin anısı sadece çürüyen güllerin anısı. Ah! […]

Tarih: 17 Şub, 2012 Saat: 14:08 | Kategori: Ahmet Oktay

Gece bir geyik bahçesidir bazan ürkek, korkulu, nefes nefese, çünki hep birileri gelecektir hep birilerine gidecektir düşlerin ve şarapların üstüne. İşte düş de, şarap da bozgunda, tatsızdır camın önündeki deniz süzülen martılardan ne çıkar? Geldiler gürültüleriyle beşli, onlu bir cansıkıntısı. Hiç kıpırdamaz, hiç anlamaz çünki biz demek ben değiliz kuşun nasıl uçtuğunu bilmeyiz bir yeşilin […]

Sayfa 1 - 3123