İstanbul Camileri – Nüzhet Erman

İstanbul Camileri - Nüzhet ErmanI
Renkli camlardan iceri giren gün,
Ic ürperten raksi ölümsüzlügün;
Kuytulasan minber, eriyen nakis,
Ince serin bir an boyunca akis,
Sadelikte bulus, günü, güzeli.
Öpülmez mi yesili sunan eli,
Bir sekil, isik ve renk ustasinin
Onulmaz derdine bir serbet diye?
Öpülmez mi menevisli maviye
Kurnalik eden bir göz öpülmez mi?

II
Adalardan mermer tasiyan gemi,
Giriverse yine bir Halic´e,
Taze cam kokusu dolarken ice,
Yine Allaha´a dogru, birer birer
Yesererek yönelse minareler.
Yine tazelenir, piserken cini,
Esik yapsalar Ada mermerini,
Biraz sonsuzluga, biraz Tanri´ya
Bir kapi acilir, yariyariya
Güler bir yüz yine uzak, derinden,
Mavi sesler gelir o gök sehrinden.

III
O ne katkisiz, ne ince sanatmis
Ki tasa en tatli yuvarlakligi,
Ciniye bir yesil göz berrakligi
Verirken nura renk, renge nur katmis!
Ve bu renk bayrami, nur senliginde,
Bu ebedi aksam serinliginde
Duyulan heybete bir huzur katmis!
Cini göz alan ic, mermer donuk dis!
Göz alan ic,donuk disla beraber,
Esigini, o gök denen fanusun,
O bir uzak, sonsuz, hür okyanusun
Yoluna benziyen yolu arayis.
Burada, unutmak ve unutulmak,
Burada, bir ince derde tutulmak,
Ruh serbest burada, fani ölümsüz,
Tasasiz ic, duru bakis, nurlu yüz,
Ayirt edilmeyen günle gece,
Burada cözülemeyen bilmece;
Burada, ferahlik icinde gülen,
Ic atesi, göz nuruyla cizilen
Öz siirin, temiz askin gercegi:
Nar,nergis, karanfil, erik cicegi,
Bal sarisi, beyaz, cimen yesili
Mavinin konusan sicacik dili.
Pembe kabugundan soyunan sogan,
Bakislarin dinlendigi erguvan,
Badem cicekleri, kizil laleler,
Isik kemeri kuran selaleler
Bir ic acan sarki dallar boyunca
Ve rengi her an tazelenen gonca.

IV
Zihin gökyüzünde, gönül sevincte,
Esenligin hüküm sürdügü icte
Yeserirken sirri bir mucizenin,
Cami esiginde dize gelmenin
Varamaz zevkine asla ham sofu.
Ruhun en fakiri, ici en kofu
Bile zengin, hosnut döner oradan.
Döner gibi kutsal bir maceradan.
Bir yoldur sanki her cami esigi,
Göklere acilan rahat ve iyi.
Bir yol üstünden bulutlar gecer.
Bir ucu toprakta ve öbür uucu
Kacinci katinda kimbilir gögün?
Bu yoldan, bu yoldan günde bes ögün
Tanri´ya sükreden insanlar gecer:
Kimi arzulardan silkinmis, temiz,
Güvercinler gibi, rüyada, sessiz,
Insanlar, insanlar, birer ikiser…

V
Cirkinin hos göründügü mahser
Yerine döndügü bir anda icin,
Ne sihirli seccade, ne güvercin,
Ucamaz bu yolda ruh gibi.
Ruh, o hür mesafenin galibi,
Ele avuca sigmayan hafiflik.
Mechul buutlar arasinda mekik
Dokuyan kus; her günahkar bedenin,
Aydinlikta yolunu kaybedenin,
Belki güne, belki kibleye dogru,
Sevki yüzlere vuran seye dogru
Vakitli vakitsiz actigi yelken.

Gök duru, ic rahat ve hersey güzelken
Ve en hos yerindeyken yolculugun,
Bir sabirsiz,titrek, ince solugun
Kararttigi canim ömür cirasi,
Ruhun bir anda degisen mecrasi
Ve akmaga baslayisi rasgele.
Mesafe dedigin gelir mi ele?
Vurur mu aciga derinligini,
Hic günes görmeyen canavar ini?
Benim bildigimse o soguk alev,
O her gece sehre inen sinsi dev,
Karaya oturan kapkara bulut,
Karanlik…Gözlere dolan ince kum,
Günahlara canak tutan ucurum
Pek sermez sirrini gün isigina.
Bir gül dalina, dag sarmasigina
Yürüyen öz suya dönen ruh bile,
El yordami, ic güdümü,nafile
Bulamaz yolunu ferah göklerin.
Gökler… O rengi övüleceklerin
Ilki gökler… Cini döseli tavan!
Ey gölgesinde gözlerini ovan!
Öyle, durduguna bakma onun.
Onun, gün ortasi, insanoglunun
Basucunda piril piril parlayan,
Bir ici güzelligini tekraralayan
Cami kubbesinden pek farki yoktur
Bir dua, bir ezan, bir sarki yoktur
Ki, bu kubbede durulmamis olsun,
Sonunda ALLAH´I bulmamis olsun.