Yüzün

Bir sözcük, belki yıllar önce okumuşum
bir kitapta, belki bir konuşma cümlesinden
sıçramış kulağıma. Yeniden duyuyorum onu
başımı kaldırıp süzülen bir buluta bakarken
ya da tam adım atmak üzereyken bir yolculuğa.

Yeniden, ama bir güzellik çıktığı vakit karşıma
ya da yüreğim yeni bir heyecanla tanışınca
o sözcük değil artık duyduğum, onun titreşimi.
Tıpkı gördüğüm bir kıvrımın yıllar sonra
bir nakışta ışıyıp yeniden öne çıkması gibi.

Tıpkı dokunduğum bir yüzeyde yeniden
bir pürüzün parmak uçlarıma bulaşması,
bir kokunun küçük bir esintiye sığınıp
yeniden ardıma takılması, atılan
bir taşın suyu yeniden uyandırması gibi.

Bir sözcük nasılsa senin yüzün de öyle,
görüntü değiştiriyor her yeni kıvrımla birlikte
pürüzlere değdikçe dokunurluk kazanıyor
kokudan gezginliği öğreniyor, sudan akıcılığı
durmadan yeniliyor senin titreşimini bende.